Avrupa’da Bir Çift Göz ve Dolu Dolu Duygular

Fransa-Colmar

2018 Yılının Haziran ayında yapılmış heyecanı ile beni derinden etkileyen biraz da üzen Avrupa seyahatimle ilgili birkaç kelam etmek istedim.

Yaklaşık bir aylık bir gezi ve içine sığdırdığım 6 ülke ile yaklaşık 15 şehir/semt; Belçika (Brüksel, Brugge), Fransa (Paris, Colmar), Lihteştayn (Vaduz, Triesenberg), İsviçre (Luzern, Alp Dağları rotasındaki kantonlar), Almanya (Köln, Duesseldorf, Aachen), Hollanda (Amsterdam, Volendam, Zaans bölgesi). İçerisinden ya da ülke sınırlarından geçtiğimiz ülkeler hariç; malum Avrupa birliği ülkelerinde sınır diye bir şey yok ve hiç kimse sormuyor nerden gelir, nereye gidersin diye. Güven var anlayacağınız oralarda insanlara! 

İlk dikkatimi çekenlerden biri insanların yüzlerindeki ifadeleri oldu; kesinlikle rahat insanlar, bizdeki gibi tedirginlik ve endişe, hayat telaşesi gibi kaygıları yok. Hayatlarını istedikleri gibi ve rahat bir şekilde yaşıyorlar. Herkes işinde ve gücünde kimse kimseye yan bakmıyor ya da kötü gözle bakmıyor çünkü insanlar kendi hayatları ile meşgul, kimse kimseyi ilgilendirmiyor, kimse de kimseye zarar vermiyor. Anlayacağınız saygı faktörü ön sıralarda.

Saygı demişken; aslında bizim kültürümüz saygının ana vatanı diye biliriz değil mi… Ama öyle değilmiş sanırım, orada ben insana saygıyı gördüm, bizim buralarda hemen hemen hiç bulunmayan! Bizim sözde yaşadığımız saygıyı adamlar uygulamada yaşıyorlar. Trafikte, markette, yolda yürürken, çarşıda gezerken… Kafanız sürekli rahat; birisi omuz mu atacak ya da birisi yan gözle bakıp küfür mü edecek derdi yok. Kurallara uyuyorsanız sorun yok hiçbir sorunla karşılaşmıyorsunuz saygı anlamında. 

Temizlik konusuna gelince; avrupaya biz götürdük temizlik kültürünü değil mi! Biz bu yönümüzle övüneduralım… Yine biz sözde temizlik kültürümüzle övünürken adamlar bu konuyu da uygulamada yaşıyorlar. Sokaklar tertemiz, genel itibarıyla gezdiğim çoğu yerde çöp namına hiçbir şeyle karşılaşmadım, izmarit, çekirdek pisliği falan yok öyle bir şey. Zaten atmaya kalksanız çevrenizde illaki birilerinin uyarısına maruz kalıyorsunuz, toplumsal kuralları yaşayan ve yaşatmaya mecbur bırakan bir halk var. Sessiz kalmıyorlar, çünkü uyardıklarında kendilerini bıçaklayacak ya da öldüresiye dövecek birileri yok karşılarında(!), saygı dedim ya! Haa, söylemeden geçemeyeceğim tuvaletlerinde klozetlerdeki taharet muslukları yok gerçekten bunu biraz yadırgadım ben ama bunun dışında tuvaletleri de gayet temiz, hiçbir olumsuzlukla karşılaşmadım ben bu konuda da. 

En önemli konulardan birisi; işlerini çok iyi yapıyorlar bu bir gerçek. İsviçre dağ rotalarında gezerken öyle tüneller köprüler var ki anlatamam: hepsi öyle betonarme değil doğayı korumak pahasına ellerinden geleni yapmışlar. Doğayı bozmayacak şekilde kayaları oyarak yapmışlar çoğu geçitleri. Hoş gerçi bu durum zaten ortada benim görmeme gerek yok, yaptıkları malların ne kalitede olduğu aşikar, Avrupa Malı diyoruz ya. Orada bunu hissedebiliyorsunuz. 

Çalıştıkları gibi kendilerine değer veren bir halk var orada. Akşam en geç saat 6 ya da 7 de her yer kapanıyor ve Pazar günleri hiçbir yer açık değil, buna bakkal market vs hepsi dahil. Çünkü iyi çalıştıkları gibi dinlenmesini de iyi biliyorlar. Çünkü biliyorlar ki insan değerli bir varlık ve yorulduğu gibi dinlemesini de iyi yapmalı. Bizdeki gibi 7/24 çalışan ve insana değer vermeyen bir sistemleri yok anlayacağınız. 

Doğal alanları oldukça fazla. Parklar, yeşil alanlar, gezi alanları. Bu yerleri de oldukça seviyor ve kullanıyorlar, daha doğrusu temiz ve güzel kullanıyorlar. Gördüğüm birkaç çocuk parkına hayran kaldım, çocuklara inanılmaz önem ve değer veriyorlar. Parkın birisi zemini tamamen kumdandı ve bir diğeri yumuşak ağaç kabuğu serpilmiş bir zeminden oluşuyordu; çocuklar zarar görmesin diye bunlar. 

Beslenme olarak kendilerine iyi baktıkları muhakkak, tabi bunda yaşam standartlarının yüksek olmasının etkisi büyük. Buralarda görmediğim çeşitlikte ürün yelpazeleri var, bunlara peynir çeşitleri olsun, ekmek çeşitleri olsun meyve-sebze, içecek, et ürünleri, balık ürünleri çeşitlerini sayabiliriz. Tarım ülkesi olduğumuz halde o kadar çeşidi kendi ülkemde görememek ve onlar kadar ucuza yiyememek beni fazlasıyla üzdü açıkçası. Kendi para değerleriyle 2-3 euro’ya peynirin en iyisini alabiliyorlar mesela…

Bir diğer husus yemek kültürü, hani şu bizim sürekli iğrendiğimiz ve burun kıvırdığımız domuz eti olayı… Evet domuz etinin alasını yiyorlar ve alkolü de fazlaca tüketiyorlar. Ama ben bu konuda önyargılı değilim; neden biliyor musunuz: Hani bizim o iğreti duyduğumuz domuz etini yiyen insanlar var ya çok daha medeni birçok yönden. Örnek vereyim: Yaklaşık bir aylık ziyaretimde domuz eti yiyen bir insanın evinde eşini dövdüğünü duymadım ya da minicik bir masum çocuğa tecavüz edip öldürdüğünü ya da bir insanı sebepsiz yere öldürdüğünü ya da yolda yürüyen bir insanı bilmem kaç yerinden bıçakladığını ya da bir insanı gasp edip yaraladığını ya da ya da yada…….. Bu ve buna benzer hiçbir haber duymadım. Maalesef benim düşüncem bu, evet gavurlar, evet domuz eti yiyorlar ve evet fazlaca alkol alıyorlar ama insana değer veriyorlar, yukarda saydıklarımın hemen hemen hiçbirini yapmıyorlar… Ve onlar sözüm ona gavur! Yani demem o ki alkol ya da domuz eti değil mesele, mesele din de değil mesele zihniyet meselesi, mesele kültür meselesi mesele İNSANA değer verme meselesi. Ben şahsen domuz eti yeyip çocuğa ve insana değer veren bir medeniyeti domuz eti yemeyip insana ve çocuğa bütün kötülükleri yapan bir medeniyete tercih ederim, bu benim şahsi düşüncemdir. Alkolü ya da domuz etini övmek değil derdim, ülkem insanları olarak şu at gözlüklerinden bir an önce kurtulmak ve Memleketim insanlarının da bir Avrupa refahını yaşamasına bir katkı sağlamak. 

Avrupanın tarihi meselesi var bir de, üstlere yazmam gerekiyordu ama gözümden kaçmış. Aynı şeyi söylemek zorundayım; yine tarihi ile sözde övünen biz ve sonuna kadar tarihi ile yaşayan ve ona sahip çıkan ve koruyan bir Avrupa var karşımızda. Özellikle paris şehri, tarihi ve tarihi mimarisiyle göz alıcı güzellikte. İki gün ayırmamıza rağmen muhtemelen göremediğim birçok yeri vardır. 1000’li yıllara kadar uzanan tarihi yapılar ve dini mekanları hala aynı güzelliklerini koruyor. Müzeleri ve diğer güzellikleri saymıyorum bile. 

Sona bıraktım ekonomi ve yaşam standartlarını. Çünkü en çok üzüldüğüm konu bu oldu. Bununla ilgili çok şey yazılabilir ama herşeyi özetleyen bir durum var zaten ortada. Euro ve TL arasındaki fark. En basit tabiriyle ifade etmek isteri: Onlardan en az 5 kat fakiriz ya da olumlu düşünmek gerekirse biraz eğer onlardan 5 kat fazla çalışırsak onların refah seviyesine ulaşırız. Ama bu çalışmaktaki en önemli püf noktasını belirtmek isteri 5 kat fazla çalışmak yetmez 5 kat fazla çalışmak ama “dürüst ve ahlaklı” bir şekilde 5 kat fazla çalışmak, tüm mesele bu:”DÜRÜST ve AHLAKLI” Çünkü benim Vatandaşım da hakkediyor o refah seviyesinde yaşamayı, hem de sonuna kadar.

Bir de son olarak Türk Milletine bakış açıları diye bir klişe var. Gerçeklik payı vardır ya da yoktur amacım tartışmak değil ama ben onu görmedim. En azından gittiğim ülkelerde. Bazı ülkelerde ya da şehirlerde var mıdır vardır. Ama bunu sürekli kendimize bahane olarak göstermeyi kabul etmiyorum ben. Tıkırında işleyen bir düzen var ve o düzenin içinde ona ayak uydurduktan sonra ben böyle bir sorun olacağına inanmıyorum. Yukarı kısımlarda söylediğim gibi mesele zihniyet meselesi, mesele insana değer verme meselesi. Bütün düzenin içinde oyunbozan olmadan yaşayabildikten sonra hiçbir sıkıntı ve sorun olacağını düşünmüyorum ben. Ha illaki bazı sorunlar sıkıntılar vardır var olacaktır, önyargılar vs ama onlar dahi aşılmayacak şeyler değil. Biz zihniyetimizi değiştirelim ve düzeltelim yeter. 

Ortalıkta spor yapan insanlar, yaşlı insanların yürüyüş yapıp etrafta bolca gezinti yaptıkları bir yer düşünün. Bisiklet süren onlarca insan ve onlara koşulsuz yol veren bir trafik, bisiklet yollarının çokça olduğu, yayaların rahatlıkla karşıdan karşıya geçebildiği ve küfür yemediği bir kurallar bütünü…

Bunların dışında daha birçok mesele var Avrupa adına konuşulacak ama her şey yazılmıyor ya da yazmakla iş maalesef çözülmüyor. 

Benim düşüncelerime gelince; ben Avrupa’nın geneline hayran kaldım. Yaşam tarzlarına, kurallarına, temizliklerine, saygılı hayatlarına, düzenlerine ve özellikle refah seviyelerine… Avrupa delisi bir düşüncem yok o kültüre dair, ancak çok fırın ekmek yememiz ve çok uzun yolumuz var önümüzde. Ben daha çok kendi Ülkemi Avrupalılaştırmaktan yanayım, Ülkem insanlarının ve çocuklarının o güzelliklerde yaşamasından yana hayalim. Bizler yaşayamadık, umarım gelecek nesillere bırakabilme şansını yakalarız. Ben bir Eğitimci olarak bu uğurda savaş vermeye devam edeceğim.

Ülkemi Ulu Önder Mustafa Kemal’in gösterdiği o muasır medeniyet seviyesine çıkarmak için var gücümle elimden geleni yapacağım. İşimiz zor ve çetin, ama bundan başka çaremiz de yok. Bundan böyle Avrupalı bir Türkiye Cumhuriyetidir temennim, belki de daha fazlası. Kim bilir belki bir gün Avrupa’nın ve Avrupalının hayali olan bir Türkiye’de yaşıyor oluruz, biz olmasak da gelecek nesillerimizin bunu başarması dileğiyle…

2 comments

  1. Sizin gibi öğretmenler var oldukça Mustafa Kemal Atatürk’ün gözü arkada kalmaz. 🌹 Bloğunuzu daha detaylı inceleme fırsatı buldum bugün. Umarım, hedeflerinize her geçen gün biraz daha yaklaşır ve geleceğe (çocuklara) umut olursunuz. Küçük dostlarıma göstereceğim sayfanızı, eminim ki incelemekten çok keyif alacaklar. (Benim için de büyük bir zevk, her ne kadar küçük kategorisine ait olmasam da.)
    Yazdıklarınıza harfiyen katılıyorum, özellikle yemek kültürü konusunda. Hiçbir millet sorunsuz ve tam anlamıyla iyi kalpli değildir ama bir kıyas yaptığımızda iyi insan olmanın kriteri yalnızca domuz eti ve alkol ile sınırlandırılmamalı. Zaten öyle olmadığını, at gözlüklerimizi birkaç saniyeliğine de çıkarsak görebiliyoruz. Ne mutlu, ülkemizde böyle çağdaş düşünceli öğretmenlerimizin olması.
    Sizi tanıdığıma sevindim hocam, bir sonraki yazılarınızı sabırsızlıkla bekliyorum 🙂
    Sevgiler, Ece 🌼

    Liked by 1 kişi

    • Öncelikle güzel düşünceleriniz için çok teşekkür ederim ve ayrıca samimiyetiniz için 🙂 Kendimce, elimden geldiğince gelecek adına güzel şeyler yapmanın telaşı içindeyim. Ne kadar kalabalık olursak bu yolda, o kadar kolay gerçekleşecek güzellikler. Sizin de aynı düşüncelerde olduğunuzu anlıyorum ve bu çokça mutlu etti beni… Memnun oldum tanıştığıma, sevgi ve saygılarımla… 🙂

      Liked by 1 kişi

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s